Dr. Hamid Mehrani-Mylany’nin Hindistan, Maharastra eyaleti, Rahuri kentinde, vibrasyonlu su üzerine yaptığı konuşması

 

22 Mayıs 1947’de İran’da doğdum.  Tahran Ziraat Fakültesinde master yaptıktan sonra burs kazanarak gittiğim Avusturya’da, 1979’da Viyana Ziraat Üniversitesi’nde bitki korunması ve toprak biyolojisi üzerine doktoramı tamamladım.  Uluslararası Bitki yetiştirme Şirketinde iki araştırma ve Bitki Üretim Merkezlerinde Yönetici olarak başladığım çalışma hayatımı 1984’den beri Avusturya Orman Bakanlığı’nda sürdürüyor, orman mühendislerinden oluşan grupları yönetiyor ve çiftçileri, özel orman sahiplerini ormanların idaresi ve korunması ile ilgili yönlendiriyorum.  Şu anda, hava kirliliğinin neden olduğu bitki marazları ve bunların çeşitli türlerini saptamada elektron mikroskop kullanımı üzerine ihtisas yapıyorum.  Hobim ise, bahçe planı ve tasarımı. 

 

Tüm bu bilgi donanımı ve Tarımın her alanında edindiğim tüm sertifikalardan sonra hala yaşamımda bir şeyin eksikliğini hissettim.  Güçlü bir şekilde, yaşamımın asıl amacına ulaşmadığımın farkındaydım.  Tabii ki, eğitim bana tarımın evrimine, gelinen ve gidilmesi gereken noktaya dair fikirleri vermişti.  Böylece, Batıdaki tarım araştırmaları ve çalışmalarını incelemek için Batı dillerini öğrenmeye başladım. Diğer dilleri öğrenirken, tarım alanındaki edinimleri anlamakta her dilin bana yeni bir boyut kazandırdığını keşfettim. Yeni bir şey öğrenmeye çalıştıkça daha fazla kafam karışıyor gibi geldi ve ortaya çıkan problemlerde benzerlikler bulmaya başladım. Örneğin Fransızca bilmiyorsanız, öğrendiğiniz zaman belirli bir problemi Fransız tarımı açısından anlayacağınızı sanırsınız ama onların yüz yüze olduğu problemler şaşırtıcı şekilde tüm dünyada karşılaşılan problemlere benzer.  Tarımın bir yaşam süreci olduğu ve yaşayan enerji ile muhatap olduğu, bizim sadece gördüğümüz kadarını bildiğimiz sonucuna vardım.  Örneğin biz tohumun filizlendiğini görüyoruz ama bilimsel araştırma yoluyla nasıl filizlendiğini açıklayamıyoruz.  Dolayısıyla eğitimimiz yaşam enerjisinin sınırsız bilgisi karşısında yetersiz kalıyor.  Bu yüzden, insan olarak bizim bilgiye nüfuz edişimizin sınırlı olduğunu alçak gönüllülükle kabul etmeliyiz.  Bir bilim adamı olarak, açık fikirli olmak ve var oluşumuzun diğer derin bir alanına çözüm aramam gerektiğini hissettim.  Şimdi hepinizden konuşmamdaki açıklara bakmamanızı onun yerine benim bu yaşam sürecimde tanık olduğum, geleceğimizin vizyonunu ciddiyetle görmeye çalışmanızı istiyorum.

 

Bilim dünyasındaki komplikasyonlardan birine işaret etmek istiyorum.  Bakterinin, bitki ya da hayvan dünyasından bir örnek vermek istiyorum.

 

İnsan vücudundan misalle, herhangi bir yabancı unsur yaşayan sistem tarafından dışarı atılır.  Ancak bir yumurta hücresi cenine dönüşünce anne rahmi içine yerleşir ve tam olarak büyüyene kadar beslenir.  En azından, doğru zamanda vücudun dışına atılır.  Bunu böylesine etkili şekilde gerçekleştiren kimdir ve bunun bir cenin olduğuna kim karar verir.  Bazıları bu fenomeni açıklayamaz. 

 

Öncelikle, bakteriyi bitki ya da hayvan olarak sınıflandırırız.  Bildiğiniz gibi bakterinin yapısı bir kaç hücre ve etraflarındaki zardan oluşur. Bakteriyi 100,000 kere büyüterek inceleyebilseniz, hücrelerin birbirlerine çok zarif bir tarzda bağlandıklarını görürsünüz. Yapısından etkilenerek, zarı oluşturan değişik kısımları incelediğimizde de geometrik şekilli resimlere benziyen güzel bir bünye gözlemleriz.  Öyle harika, öyle güzel, sadece bir arada toplanmış hücreler.  Zarı kestiğimizde, bazı lipo proteinler ve fosforik asit türevlerinin basit bir biçimde birbirlerine bağlandıklarını görürüz.  Maamafih, bunlar tarafından yapılan iş çok ilginçtir.  Doğru besini hücre zarından hücre merkezlerine taşırlar ki, bu ufacık, mikroskobik elemanların bunu nasıl bildiğini açıklayamayız.  Burada sorulacak soru şudur; “Sadece Hidrojen almaları mümkün olduğu halde, nasıl oluyor da sistemlerine nitrojen alıyorlar ve besinleri dışarıdan içerilere nasıl taşınıyor.”   

 

Makro bitki bilgimizin açılımında, hücre zarlarında aynı yalınlığı bulurduk ama buradaki soru elementlerin topraktan köke nasıl geçtiğidir.  Daha önce bahsedildiği üzere, insan vücudu için de aynı şey geçerli.  Morfoloji, fizyoloji ve biyoloji vs hakkında çok şey biliyoruz belki ama analize edecek olursak bilgimizin yaşayan sistemi anlamaya yeterli olmadığını görürüz.  Sorular belki çok basit olabilir ama cevaplarının bulunması çok zor.  Şimdi, yaşamın harikalarını değişik bir açıdan görmeye çalışıyoruz.  Keza, benim gerçeği arayışım başka alanlarda başladı.  Düşündüm ki, Kuran’da Ruh’tan ve de İncil’de Tanrı’nın her yanı saran gücünden bahsedildi. Araştırdığım Hintli azizler de Chaitanya’dan söz etmişlerdi.  Sizin büyük ülkenizde Chaitanya üzerine çok sayıda araştırma yapıldı ve şunu hissettim ki, Batı ağacı biliyor ama Hindistan yaşamın kökleri hakkında bilgi sahibi.  14.000 yıl önce yaşadığı söylenen büyük bir aziz Shri Markendeya, 14.yüzyılda Jyaneshwara ve daha sonraları çok sayıda diğerleri Kundalini hakkında yazmıştı.  Hepsinin ifade ettiği şey yanlış olamaz.  Çünkü değişik zaman ve yerlerde, birbirlerinden bağımsız olarak bundan bahsettiler ve yine Brigumuni tarafından binlerce yıl önce yazılan Nadi Sranth’da Kuran’daki dirilişimizden bahsedildi.  Özellikle, astrolojinin kurucusu olan Brigumuni, Kali Yuga’yı (Karanlık Çağ) tamamen bir gerçeklik olarak tarif etti ve Paramchaitanya’nın (Ruh’un her yanı saran gücü) bir forma bürüneceğini ve uyumakta olan içsel enerji Kundalini’nin yükselerek farkındalığın yeni bir boyutunu vereceğini söyledi.  Ben, açık fikirli olarak, önyargısız yaklaştım ve şaşırtıcı şekilde 29 Eylül 1982’de Avusturya’da bir tanıtım seminerinde, kitlesel olarak aydınlanmalarını alan binden fazla insanla bereber Kundalinim yükseldi.  Bu, kelimelerin ötesinde bir deneyimdi.  Önce varlığımın huzurunu ve sonra bu Chaitanya’nın serin esinti olarak parmaklarıma aktığını hissettim.  Bütün vücudum rahatladı ve mest eden dalgalarla, muazzam bir neşe ile doldum. Vibrasyonlar nedir? diye sorabiliriz. Size kendi anladığım şekilde vibrasyonları ve Kundalini’yi ve daha sonra Sahaja Yoga’yı anlatmaya çalışacağım.  Hepiniz bu büyük ülkede doğmuş Hintlilersiniz ve bu konu hakkında sizin bana konuşmanız doğal olurdu ama benim size Kundalini’den söz ediyor olmamı yadırgıyabilirsiniz. 

 

Otonom sinir sisteminden söz ediyoruz.  Bu bir isim ama açıklamıyor, sadece bu sistemin kendince, ihtiyari olarak çalıştığını söylüyor.  Ancak öyle etkin ve öyle sistemli ki, bu Oto’nun kim olduğunu sormamız lazım.  Eğer arabaya otomobil deniyorsa bunun bir sürücüsü olması lazım.  İşte bu vücudun da bir sürücüsü olmalı ki, bu ruhtur – Atma.  Bu inananlar ya da inanmayanlar için de aynıdır.  Lakin, bilim adamları olarak biz arayışımızı açık fikirli, önyargısız yapmalıyız ve eğer Atma ve Paramatma olduğu gerçeğini bulursak, kabullenmeliyiz.  Bir bilim adamının bu doğruluğu ile, itiraf ediyorum ki, ben kolektif bilincin yeni bir farkındalığını bana veren, kendimi ve başkalarını bilmemi sağlayan, Atma’nın varlığını kendi dikkatimde hissettim.  Ve vibrasyonlar ya da Chaitanya Lahiri bana realitenin bilgisini verdi.  Örneğin, eğer birisi hakkında bilmek istiyorsam, sadece ellerimi bu kişiye doğru uzatırım ve çakralar  olarak anılan sübtil enerji merkezlerini temsil eden parmak uçlarım bana serin, ılık ya da çok sıcak hisler şeklinde bana bilgi verir.  Bunların kodları Sahaja Yoga’da çözülmüştür. 

 

Başlangıç olarak, daha önce söylediğim gibi, insan farkındalığı sınırlıdır ve beynimizin sadece çok küçük bir kısmı bilincimizde etkindir.  Misal, elimizde 25 Kullanılabilinir bytelık bir bilgisayar var ve 30K bytelık bir program yazıyoruz.  Bu programı bu bilgisayara sığdırmak mümkün değildir.  Önce bilgisayara yeni bellek kartı yükleyerek kapasitesini genişletmemiz gerekir.  Tıpkı aynı şey beynimize de olmalı, genişlemeli. 

 

Dolayısıyla, mantıksal bir sonuca varırız ki, genişlemesi gerek.  Problem nasıl çözülür? Sahaja Yoga problemi Kundalini’nin potansiyel gücünü yükselterek, sözde tehlikelerin hiç biri olmadan çözer.

 

1982’de aydınlanmamı aldıktan sonra Shri Mataji ile bizzat karşılaştım ve O’nun her konudaki bilgisi karşısında şaşkın kaldım.  Bana, hiç bir şeyi karmaşık hale getirmeden, bu her yanı saran gücün her şeyi yarattığını, etkili şekilde her şeyi besleyip, ürettiğini, kontrol ettiğini anlattı.  Bu güç düzenler, düşünür ve her şeyin ötesinde sever.  Bana vibrasyonları nasıl kullanacağımı öğretti.  Ben, vibrasyonlar yerleştirmeye çalıştım, tecrübe ile göze görünür olan, her yanı saran güç. O zamanlar, ben Uluslararası Bitki Üretim Şirketi’nde çalışıyordum ve vibrasyonlu su da dahil bir çok alanda deney yapabilme olanağım vardı.  Vibrasyonlu suyla, domates serasında küçük bir deneme yapmaya çalıştım.  Bunun sonucunda, vibrasyonlu suyla sulanan domateslerin normal suyla sulananlara kıyasla çok daha büyük, daha iyi bir renkte ve hatta mükemmel tatta olduklarını görmek şaşırtıcı oldu.  Bu denemenin sonuçları merakımı arttırdı.  Burada kayda değen bir şeyi belirtmeliyim ki, Shri Mataji şefkatliliği ile, bir çok kişiye karşılıksız vibrasyonlu domates tohumları dağıttı, bunların tamamı ekildi.

 

Bir sonrasında, deneyimi aeroponic kültür sistemine taşıyarak genişlettim.  Bu sistemde toprak değil yalnız içinde değişik besin eriyikleri olan su kullanılır.  Bu deneyin sonucunun da aynı büyüme modelini göstermesi büyük ilgi duyduğum, vibrasyonlu su ile denemelerimi sürdürmem için beni körükledi.  Shri Mataji’nin iznini aldıktan sonra, mısır ve ayçiçeği ile tarla deneyi yapmaya karar verdim.  Tarlaya 6’şar tur mısır ve ayçiçeği ektim ve aynı şeyi vibrasyonsuz blokta tekrarladım.  Her alan yaklaşık 2 metre kare idi.  Tarlayı, bölgedeki çiftçilerin yaptığından çok sonra, 27 Mayıs’ta ektim.  Her gün sulayacak kadar çok vaktim olmadığı için otomatik sulama sistemi oluşturdum.  Bunun bir kaç avantajından biri, benden bağımsız olmasıydı, eğer tarla birisi tarafından sulansaydı vibrasyonlu ekine daha fazla su verme ihtimali vardı.   Sistem bilgisayarla idare edildiğinden, ekinler tamamen aynı aralıklarla su aldı.  Bu deneyin sonucunda, vibrasyonlu tarla daha yeşil ve 30cm daha uzun bitkiler üretti.  Ortalama ağırlıkları %25 daha fazlaydı.  Ayçiçeği ile yaptığımız ölçümde çiçeğin çapı vibrasyonsuz olandan 5cm daha büyüktü.  Burada tekrar bahsetmek gerek ki, Shri Mataji Pune’deki çiftlik evinde ayçiçekleri ile yaptığı deneme çalışmasında çapları 30cm’i aşan, çok ağır ve ortalama 250mm yağ veren, muazzam iri ayçiçekleri üretti.  Bu gazetede yayınlandı.              

 

Bu denemeden sonra, çalıştığım şirket çok sayıda ağacın asit yağmurları ile yok olmasına çözüm bulması için bir teklif aldı. Çok çeşitli orman ağaçları vardı ve vibrasyonlu suyu onlarla deneme şansım çoktu.  Sonuçları tekrar olumlu buldum ve bu beni Avrupa’nın yok olmakta olan ormanlarını kollamak için bir yol bulmaya teşvik etti.        

 

1986’da deneyi başlatmamız için bize ormanın bir bölümü verildi.  Bu deney çok iyi gidiyor.  Ağaçlardan akan özsuyu SHIGOMETER ölçeği ile ölçtüm.  Ölçek, ormanın vibrasyonlu bölgesindeki özsuyun çok daha rahat aktığını gösterdi.  Bu da, ağaçların besinleri çekme kapasitelerinin daha fazla olması demekti ki, daha iyi büyümeleri ile sonuçlandı.  Bu deneyin sonuçlarını, 1989 Şubat’ında yayınlanacak “Ormanımızdaki Sorun Ne?” adlı kitabımda açıkladım.       

 

Sahaja Yoga’nın insan zihnindeki sonuçları inanılmaz.  Bunlar öyle mucizevi ve işlemesi öyle basit ki, biz bilim adamları için bu çok akıl almaz bir şey.  Ama insanlığa karşı samimiyetim ve dürüstlüğüm ile şunu söylemem lazım ki, bu suyu vibre eden Shri Mataji ve bu sunun bir kaç damlası bile sıradan suyu dönüştürebiliyor.  Tevazu ile kabul edilmeli ki, Shri Mataji’nin fotoğrafları vibrasyonlar yayıyor.  İnanmazsınız, ben üzerinde Shri mataji’nin resmi olan yüzüğümü su hortumuna takıp kullandım ve bu sonucu etkiledi.  Dahası yakınlarda, asit yağmurları felaketinden kurtarılmaya çalışılan ağaçların üzerine Shri Mataji’nin resmi olan rozetleri tutturdum ve bir yıla kalmadan ağaçlar canlandı ve gayet güzel büyüyorlar.        

 

Biz Sahaja Yogiler, mucizelerin Sahaja Yoga’da anlamlarını kaybettiğini söyleriz.  Hindistan Tıp Araştırmasına dahil iki doktor Sahaja Yoga üzerine çalışmalar yürüttü.  Bu doktorlardan biri, Sahaja Yoga’nın fiziksel ve zihinsel gelişmedeki yararlarını kanıtladı.  Diğeri, kanser vs gibi psikosomatik hastalıkları nasıl iyileştirdiğini gösterdi. Tedavisi mümkün olmayan hastalıklarının iyileştiği binlerce vakamız var.  Binlercesi alkol ve uyuşturuculara olan yıkıcı alışkanlıklarını bıraktı.  Eğer insanlığın özgürleşmesini gerçekten istiyorsak, bu kabul edilmesi gereken bir gerçek.   

 

Vibrasyonlu su ile deneyimlerimde, bu güne dek keşfettiğim ve edindiğim işte bu.  Umarım sizler vibrasyonlu su ile ilgili bu yeni bilgiyi devam ettirebilirsiniz.  Eğer aynı sonuca ulaşır ya da daha iyi sunuçlar alırsanız bu beni çok mutlu eder. 

 

Biz, Sahaja Yogiler olarak büyük ülkenize saygı duyuyoruz ve özellikle birçok büyük azizle kutsanmış Maharashtra’ya.   Hepinize dikkatinizden ötürü teşekkür eder, başarılar dilerim.